27) Nûr Muhammed Bedvânî (K.S.)

Hindistan’ın Bedvân şehrindendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Seyyid olup soyu Peygamber Efendimiz’e ulaşır. Boyu orta, rengi esmer, kaşları çatık, sakalı seyrek, ve yüzünde nûr alâmeti vardı. Huzû’ ve huşûundan dolayı dâimâ gözleri yaşlıydı. 1722 (H.1135) senesinde Delhi’de vefât etmiştir. Türbesi, Hindistan’ın Delhi şehrinin güney tarafında, Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın türbesinin batısında olup ziyâret edilmektedir.


Mantık, maânî, hadîs, tefsir ilimlerinde asrının yegânesi, hakikat ve ma’rifette ise, zamanının bir tanesiydi. Müşâhedet-i Cemâl-i Ahadiyyet ile onbeş sene mest ve medhûş kalmışlardır. Verâ’ ve ittibâ-ı sünnette kemâl derecesindeydi. Ekmeğini kendi yapar ve kuru olarak yerdi. Dünyaperestlerden ve ehl-i kasvetten ifrâd derecede ictinâb ederdi. Çok kuvvetli tasarrufâta sahipti. Murâkabenin çokluğundan beli iki kat olurdu. Mürîdlerine ve suâl soranlara gönülden cevap verirdi.


Seyyid Nûr Muhammed Bedvânî Hazretleri, ilmini ve feyzini İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin torunu, büyük âlim ve mürşid-i kâmil Muhammed Seyfüddîn-i Farûkî’den aldı. Ayrıca Mirzâ Hâfız Muhsin’den de ilim öğrendi. Seyfüddîn-i Fârûkî Hazretleri’nin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip icâzet aldı. İlimde o kadar yükselmişti ki; sarf, nahiv, mantık, meânî, tefsîr, hadîs ilimlerinde ve tasavvufta zamânının yegâne âlimi ve rehberi idi. Tasavvuf ehli onunla iftihâr etmişlerdir. İnsanlar ondan feyz almak için sohbetine koşmuşlardır. Bir teveccühü ile talebelerinin kalbleri zikretmeye başlardı. “Sokakta fâsıkla, günâha dalmış kimse ile karşılaşmak kalbde zulmet hâsıl eder.” buyururdu ve talebelerinin hangi fıskı, günahı işleyenle karşılaştığını haber verirdi. Yetiştirdiği talebelerin en meşhûru ve halîfesi, “Mazhar-ı Cân-ı Cânân” Hazretleri olup, evliyânın büyüklerindendir.


Seyyid Nûr Muhammed Bedvânî Hazretleri, dînin emirlerine tam uyardı. Şüpheli şeylerden ve haramlardan sakınma husûsunda gayreti son dereceye ulaşmıştı. Yiyeceği ekmeğin ununu helâlden tedârik eder, hamurunu kendi yoğurup, pişirir ve açlık ağır bastıkca azar azar yerdi. İstiğrâk ve cezbe hâlleri yâni tasavvufta ilâhî aşk ile kendinden geçme hâli pek ziyâde idi. On beş sene bu hâl üzere yaşadı ve tasavvufî hâllere gark oldu. Ömrünün son zamanlarında bu hâlden ayıklık hâline dönmüştür. Sünnet-i seniyyeye uymakta, edeb ve âdetlerde de Peygamber Efendimiz’e tâbi olmakta büyük bir dikkat gösterirdi. Peygamber Efendimiz’in hayâtını ve yüksek ahlâkını anlatan kitapları devamlı yanında bulundurur, bunları okuyup, hâllerinde ve işlerinde Rasûlüllah Efendimiz’e uymaya çalışırdı.


Bir defâsında helâya girerken, yanlışlıkla önce sağ ayağını içeri atmıştı. Bunun üzerine tasavvuftaki hâlleri bağlandı. Üç gün Allah-u Teàlâ’ya yalvarıp, tazarrû ve niyâzda bulunduktan sonra hâlleri tekrar açıldı. Dünyâya düşkün olanlar ile görüşmekten tamâmen sakınırdı. Yiyeceklerinin helâl olması husûsunda çok dikkatli davranırdı. Dâimâ murâkabede bulunurdu. Böylece, Allah-u Teàlâ’dan başka her şeyi unutup, Allah-u Teàlâ’ya yönelerek o kadar çok ibâdet ve tâat yaptığından beli bükülmüştü. Buyurmuştur ki: “Otuz seneden beri kalbimden insanın tabiî gıdâsı olan şeyleri yemek geçmedi. Ne zaman yiyeceğe ihtiyaç duysam yanımda bulduğumu yerdim.” Günde yalnız bir defâ yemek yerdi. Kazançları ve yemekleri şüpheli olanların ikramlârına el uzatmazdı.


Bir gün birisi yiyecek bir şey hediye getirmişti. Kendisine takdim edilince, nâzik bir tavırla; “Bu yiyecekte bir zulmet gözüküyor, bir araştırınız!” buyurdu. Bu yiyecek helâldendir diye arzettiler. Fakat araştırınca, bu yiyeceğin gösteriş niyetiyle hazırlandığını anladılar. Dünyâya düşkün olan bir kimse, kendisinden emânet bir kitap istediğinde verirdi. Kitap geri getirilince o kitabı bir yere kor üç gün bekletirdi. Verdiği kimseden kitap üzerine sirâyet eden zulmet, sohbeti bereketiyle dağıldıktan sonra alıp okurdu.


Evliyânın büyüklerinden ve Seyyid Nûr Muhammed Bedvânî Hazretleri’nin en başta gelen talebesi olan Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretleri ondan bahsederken, gözleri yaşla dolar ve talebelerine şöyle derdi; “Sizler Seyyid Nûr Muhammed Bedvânî Hazretlerine yetişemediniz, onu görmediniz. Eğer görmüş olsaydınız, îmânınız tâzelenir ve Allah-u Teàlâ ne büyük kudret sâhibidir ki, böyle mübrek bir zât yaratmış derdiniz. Onun keşfi son derece kuvvetli idi. Başkalarının baş gözüyle göremediklerini o, kalb gözüyle görür ve anlardı. Hayâtı baştan sona fazilet ve kerâmetler ile doludur.”

Derviş Bot